Bir sonbahar günü tam da yüzüne karşı söylemişti, okulun basamaklarında. Dışarı çıkar çıkmaz, elini bırakmaya zorladıktan sonra ona hayvanın teki olduğunu, bir daha onunla asla bu şekilde konuşmamasını, kendisini bir eşyaymış gibi dışarı sürükleyemeyeceğini söylemişti. Yüksek sesle üstelik. İnsanlar duymuşlardı. Birlikte okuduğu insanlar ama bu onu sesini yükseltmekten alıkoymamıştı.
Orada karşılık vermesi gerekirdi. Fakat aptal gibi, eve gidinceye kadar beklemişti.
Ve sonra, kıza vurunca, şaşırdı sanki. Yüzünü tokatlamaya devam etti ve o, onu döven başkasıymış da ondan yardım istiyormuşcasına bağırmaya başladı. Köşeye sindi.Kaburgalarına bir tekme yerleştirdi.
Sakinleşip bir sigara yaktığında gömleğine bir damla kan bulaştığını gördü ve tekrar baktığında ona aldığı hediyenin üzerindeki sarı papatyayı fark etti. Papatya giderek kırmızılaşıyordu. Burnu kanıyor olmalıydı. Panoda artık hiç gülen fotoğrafları kalmamıştı. Halen duvarda duran son fotoğrafı düşünüyordu. Birbirlerine gülümseyerek bakıyorlardı.
O günden bugünlere gelene kadar neler yaşanmıştı? Bir yalan büyük ilgisizlikler her şeyi açıklıyordu.
Yemek odasından bir iskemle çekip kadına sırtını dönerek oturdu, elektrikli saatin karşısına. Arkasında hıçkırdığını duyabiliyordu. Ayağa kalkmaya çalışırken çıkardığı iniltileri, tekrar bir köşeye yığıldığında çıkardığı sesi. Saatin ibreleri ürkütücü bir hızla ilerliyordu. Kemerini gevşetip bedenini öne doğru eğdi.
“Özür dilerim,” dediğini duydu köşesinden. “Özür dilerim. İsteyerek olmadı, gerçekten, bağışla beni.”
Bazen okulda rastlıyordum. Erkek arkadaşıyla geliyordu. Erkek arkadaşı iyi bir tipe benzemekle birlikte sıradan biriydi. Kız da o güne dek tanıdığım hiç kimseye benzemiyordu. Okulda yan yana durduklarında kimin başrol kimin ise figüran olduğu bir bakışta anlaşılıyordu O çocuktan daha fazlasını hak ediyordu, bundan emindim. Onu sarsabilirdim; koparıp almak istiyordum onu. Neden tek söz bile etmediğimi bilmiyorum.
"Onun ayağının altındaki toprağı, başının üstündeki havayı, dokunduğu her şeyi, nefes aldığı şehiri, sevdiği hayvanları, söylediği her kelimeyi seviyorum... Her bakışını, her hareketini, onu bütünüyle, tümüyle seviyorum. İşte bu kadar! Başka bir diyeceğin var mı?"Beyniniz size bunları söylerken hiçbir şey söylemeden beklemenin ne kadar zor bilir misiniz? Her bir hücreniz tam tersini yapmak için sizi zorlar iken bu ne kadar da zordur..
Aşkımı ona söylememiştim ama, gözlerin bir dili olsa, herhangi biri ona bakışlarımdan içimde neler olduğunu anlayabilirdi..

0 yorum:
Yorum Gönder