16 Aralık 2017 Cumartesi

Hiçten oluşan bu adamı seviyordu.

Onsuz birkaç saat geçirmeye görsün, onu hemen bütün bedeniyle özlemeye, çalıştığı ofisinde oturup onu düşünmeye başlıyordu.

Ve her seferinde zemin kattaki ofisinde onu düşünüyor ve göz kapaklarını okşadığını hayal ediyordu. Oturduğu apartman dairesinin merdivenlerini çıkmak ve kapısını açtığında ise onu boş yatağının çarşafları arasında bekler halde bulmak için sabırsızlıkla günün bitmesini diliyordu.

Dünyada hiçbir şey onu sabaha kadar onunla olmaktan, olmayan dudaklarının tadına bir kez daha bakmaktan, onun bedeninden geçen o histen daha mutlu edemezdi.

İlk sevgilisi değildi belki.
Pek çokları olmuştu ondan önce.
Farklı şeylerden yapılmış farklı tipteki erkekler.
Etten ve kandan, korkudan, babalarının kredi kartlarından, ihanetten, başkasına duyulan özlemden beslenen erkekler…

Ama geride kalmıştı hepsi. Şimdi O vardı.

Bazen, seviştikten sonra, geleceklerini düşünürlerdi.

Birbirlerine sarılıp aynı şemsiyeyi paylaşarak; rüzgara ve yağmura aldırmadan, temaslarına aşinaymış gibi. Adam etraflarındaki insanları fark etmez ve sözlerinin farkında bile olmazdı, o da duymuyormuş gibi yapardı.

Yan yana iken hiçbir dedikodu ya da kötülük dünyalarına zarar veremezdi.

Annesinin ve babasının, açıkça söylemeseler de, gidişattan memnun olmadıklarını biliyordu.

Bir keresinde babasının annesine, “tabii ki yetenekli bir doktor ya da genç bir avukatla birlikte olmasını isterdim” diye fısıldadığını duymuştu.

Ebeveynler kızlarıyla gurur duymak isterler ve hiçten yapılmış bir erkekle bu, hayli güçtü.

Adamın onu bir şeyden yapılmış birinden çok daha fazla mutlu etmesine, hayatını anlamla doldurmasına rağmen. Saatler geçirebiliyorlardı birlikte, birbirlerinin kollarında, tek kelime etmeden; sevgileri ya da konumları değişmeksizin.

Ve saat onu yataktan kalkmaya çağırdığında onunla birkaç dakika daha geçirebilmek, yanında olabilmek için sabah kahvaltısından, yüzünü yıkamaktan, saçını taramaktan feragat ediyordu.

Daha merdivenden inip iş yerine gitmek üzere otobüs durağına yürürken kapıya anahtarı sokup çevireceği ve onu karşısında bulacağı anı beklemeye başlıyordu.

En ufak bir kuşkusu ya da kaygısı yoktu.
Bu sevginin ona hiçbir zaman ihanet etmeyeceğini biliyordu.

Kapıyı açtığında ne onu hayal kırıklığına uğratabilirdi ki?

Boş bir daire mi?
Bezdirici bir sessizlik mi?
Buruşuk yatak çarşaflarının arasında onu bulamamak mı?




Next
Sonraki Kayıt
Previous
This is the last post.

0 yorum:

Yorum Gönder